Cuma, Mart 14, 2008
Yaralı Nehirler, Âtıf Bedir
Gökten su gibi bir aşk iner
süzülür toprağın koynuna
bir ses çağılar
bir incir çatlar
damarda çağılar kan
toprak çatlar, kaya çatlar
çatlar nar, akar nehir
gelir dayanır kapısına şehrin
.
İçinden nehir geçen şehirlere
gelir kokusu iğde ağaçlarının
biraz ıhlamur, biraz güldür
içinden aşk geçen şehirlere
masum bir ad verir
duru ve alabildiğine mavi
.
Bir gün şehir yaralandığında
nehir de yaralanır
kapılır kan sularına kızıl bir gül
ilk kez duyar gibi oluruz adını
ilk kez susadığımızı anlarız
ama susuzluğumuzu kandırmaz
ancak acı verir bize
ancak olur yaraya tuz
.
Böyle çok şehirler öğrendik
ortasından hep nehirler geçerdi
düşünmezdik neden
ama artık sormuyoruz
şehirlerin ruhunu temizler nehirler
ağıtını yakar, yasını tutar
sonra alır koynuna avutur
asıl sahibine teslim eder
Böyle çok nehirler öğrendik
kederimizle aktılar yanı başımızdan
başımızı yasladık omuzlarına
dicle’nin, fırat’ın, neretva’nın
okşadılar saçlarımızı
sildiler göz yaşlarımızı
.
Berrak aktıkları nadir zamanlarda
şavkı vurdu sularına
fuzûlî’nin, mevlânâ’nın, arabî’nin
mesnevi gibi çağıladılar
divan gibi coştular
yunus gibi durgun aktılar bazen
şavkı vurdu sularına
bağdat’ın, mostar’ın, sarayova’nın
.
Biz unutsak da
nehirler asla unutmaz
unutturmaz
durulsa da suları
şavk olsa da bir mesneviye
yaralarımıza merhem
susuzluğumuza çare
nehirler asla unutmaz
.
Biz de seni unutmayacağız ey şehir
alıp götürse de sırlarını
nöbetini bekleyen bir nehir
unutmayacağız seni de
unutmadığımız gibi kudüs’ü, kurtuba’yı
unutmadığımız gibi bağdat’ı, sarayova’yı
unutmadığımız gibi çanakkale’yi, mostar’ı
unutmayacağız seni de ey şehir
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder