yahya paşa ile serava arasıgüllerle çepeçevreydi evimiz
babamın kitaplığının bulunduğu odaya
girdim ufak ufak adımlarla sessiz sessiz
kitapların arasından birini seçtim
kitap o kadar ağırdı ki o kadar ağır
çocuksu ellerimin arasından yere düştü
birikmiş kartpostallar her yana dağıldı bir bir
aralarından biri bir caminin resmiydi
minaresi kıvrım kıvrım
bir anda ürperdim
sezince annemin saçımı okşayan elini
ağzından nazik nazik
ilk defa o gün işittim
burmalı caminin adını
her zaman neşeliydi annem
ancak ben
böylesine mahzun hiç görmedim kadını
belliydi hıdrellezde
söğüt yapraklarının sallandığı o yerde
adı ile birlikte anamın yüreğinde
bir yara izi gibi kazılıydı burmalı cami
böyleydi işte ilk tanışıklığımız
anamın üskübünün o endamlı camisiyle
evet böyle oldu ve ardından hep methini duydum
sonra biraz daha büyüdüm
kartpostallarda değişik değişik resmini gördüm
birinde sonradan boyanmış
bir kara beyaz resimde gök mavi zemin yeşildi
bir başka resimde
bilmem bilemem
kaç kurnalı şadırvan
şadırvanın ortasında
her kurnanın başında
abdest tazeleyen iki adam
biri caminin yanık sesli müezzini
yanında imamı diğeri
cemaat akın akın
hatırlayanlar anlatırdı
her mevsim
burmalı cami etrafında aynı hareket
aynı o resim
üsküp güzelliğinde bir cami
üskübün ortasında
genç kızın saçları kadar lüle lüle
kıvrım kıvrım katmer katmer
kokulu bir güldü cami
beyatlının üskübünün bursayla bağlandığı o yerde
eskiden kalma sadece taş köprü
ski haliyle yüreğime yakın
benden bursa kadar uzak
başımda hala annemin eli tüm sıcaklığıyla varken
adım adım geçtim
alacayı bitpazarı
türk çarşısında selam verdim
fesçi hamdi efendiye
son kazandibi tatlısını yedim
babamla hacı muratta
bir başkaydı dünü ve geçtim bugün bağrı ezik
mihrabı yıkık taşköprüsünü
çok farklıdır bu saatlerde üsküpte ezan sesleri;
hatırlatır duygusallığıyla o eski müezzinleri
bir de müezzinler içinden
burmalı caminin müezzinini
yürüdüm hızlı adımlarla az daha ileri
kulağımda sadece şırıltısı vardarın
belli o da üzgün
suları ağlamaklı bakışlar bulanık
mevsimin rüzgarıyla hatıralar darmadağın
gecenin bir vaktinde
çok kısa süren bir rüya sonrası
bir ses fışkırdı içimden
bilir misin neredesin
burmalının müezzini kulağıma fısıldar gibi
buradasın sesin kısık ama üsküptesin
yardıma muhtaç taşköprüdesin
elimde evimizden getirdiğim bir deste gül
gül gül der
oysa bir hayli mahzun gönüller
bambaşka bir şeye hasret
ve özlenen o noktada burmalı cami bir serap misali
içinde acemden gelen halılar
ülviye hanımın ince parmaklarının ürünü
ipek seccadeler
etrafta geri geri akan vardarın suları
su sesi şırıl şırıl yayılırken etrafa
ayrılıyordu içinden müezzinin sesi
sabah makamı belli ediyordu bir başka vakti
her şey geri geri döndü bir anlığına
önümde göklere değen o güzel minaresiyle
burmalı cami
gene doluydu şadırvan
kurnalardan sular şırıl şırıl
herkes namaza durdu
üskübün ortasında burmalı camide
hala yaşayan o eski hisle
ve şimdi caminin yerinde
o kara beyaz resimde gibisinden
ne gök mavi ne zemin yeşil
ama gelin görün gene her mevsim
yaşanan her günün içinden
aynı anlamda eser doğudan meltem
burmalı caminin yokluğunu sezerekten
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder